Mustafa Kemal ATATÜRK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mustafa Kemal ATATÜRK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağustos 2018 Cumartesi

KEMALİST ÖĞRETMEN MİNE BÜLBÜL 'EMPERYALİZM!


EMPERYALİZM
      Ne demektir?
      Ne zaman başlamıştır?
     Bu kavramın içini iyi doldurmadan yada sınırlarını ortaya koymadan ANTİ-EMPERYALİST olmak mümkün müdür?  Sınırlarını bilmediğiniz kavramın karşısında olmak için nerede durmalıyız? Ne yapmalıyız? Bilmek mümkün değil ! Kaşı karşıya kaldığımız sorunun temeline inmek ve eldeki verileri doğru şekilde ortaya koymak için tanımları, doğru yapma mecburiyetindeyiz! Toplam olarak diyebiliriz ki;
 Tanımlar doğru yapılmadığı zaman teşhis ve tespit yanlış ve ya yine farkında olmadan karşısında olduğumuz adrese teslim oluruz!
   EMPERYALİZM
    Bir canlının diğer bir canlıya orantısız güç kullanarak uyguladığı baskı ve zulümdür. Öyle bir zulümdür ki, diğerini yok olmaya veya sürekli sömürüye maruz bırakacak hatta sömürülenin bunu fayda olarak algılayacağı süreklilik arz eden düzenekte olmasıdır. En koyu emperyalizmin göstergesi sömürülenin rızasıdır. Sömürünün fark edilmemsi halidir ki bu çoğunlukla hayranlık ile kol kola gezer ve süreklidir. Sömürülen isteklidir!
  EMPERYALİZMİN en doğru işaretlerinden birisi doğal düzenin bozulmasıdır.
   Sorgulamaya nasıl ve ne zaman başladık! (bireysel olarak)
   Bizim kuşağımız Fransız devrimi referansı ile eğitildi ve uzun zaman Devrimizin taklit olduğunu zannediyorduk ve bir Avrupa hayranlığı ile yıllarımızı askeri darbe ile de apolitik olarak tükettik . Bilginin elektronik ortamda hızlı dağılışı ve sosyal çevremizin genişlemesi, farklı bilgilere ulaşmamızı ve daha önce göremediklerimizi, duymadıklarımı duyma olanağı getirdi.
   Biz Laikliği Fransa'dan, Medeni Hukuku İsviçre'den aldığımızı öğrenerek yarım yüzyıl hayat  sürdük. Bazı büyüklerimiz, anti-emperyalizmi 'Fransız Devrim' hareketlerine bağlıyorlar ve o tarihten başlatıyorlar. Gerçekten öylemi ? Fransız Devriminden önce emperyalizm olgusu ile tanışmamış mıydık? Yoksa adını mı bilmiyorduk?
  O halde sömürgecilik ve dünya üzerindeki kendinden daha az gelişmiş, alet edevata sahip halklara uygulanan kırımları hangi kavram ile belirleyeceğiz ?
Emperyalizm tarihinin Fransız Devrimi ile başlatılmasına bir karşıtlığım daha var bir olgunun adı konulmuş ise görünür ve fark edilir olmuştur ve büyük ihtimal o artık başka bir gömlek giyerek başkalaşmış demektir. Aslında bu tarihten sonra daha yoğunlaştığını ancak gizlendiğini söylemek istiyorum. Bana göre Fransız devriminden sonra emperyalizm daha komplike olarak evrimleşmiş araçlarını çeşitlendirip kuvvetlendirmiştir.
Arkadaşlarımın birinin yorumu ile Emperyalizm, Collier's Ansiklopedisine göre üç ana döneme ayrılmış.
   1- 16. yüzyıla kadar olan ve içinden 19 yüzyıldaki paylaşım savaşını doğuran dönem,
  2-19 Yüzyılda, 1.Dünya savaşı ki, bu savaşa Kemal ATATÜRK önderliğinde bizim Atalarımız son verdi,
  3- Dönem ise içinde bulunduğumuz evre olarak belirtilmiş. 
KEMALİST ÖĞRETMEN MİNE BÜLBÜL 'EMPERYALİZM'


En koyu ve acımasız dönemi yaşıyoruz sanki. Saatler içinde değişen kurlar, teknolojik ve araçsal ambargolar, ek vergiler gibi. Bir gün içinde hatta saatler içinde yoksullaşıyor yada zenginleşiyoruz  üstelik vatandaş olarak hiç bir şey de yapmadan.
  Emperyalizm ne zaman başladı soruna verdiğimiz cevaplar o kadar çeşitli ki, yalnızca bir kaçı..
  para icad olduktan sonra,
  din icad olduktan sonra,
  tekerlek icad olduktan sonra vs uzayıp gidiyor.  
 Demek ki, bir de çeşitleri var yada güç kullanımı ilahi güç kullanımı, cins gücü kullanımı gibi!
Açarsak dünya iki bin yılı geçkin süreyle dinler üzerinden,  savaşlara sahne olmuştur! 
Din savaşlarının bağlandığı İlahiyat aslında tam bir emperyalist içeriktedir ve tahrifatlandırılmıştır. İnsanların inanma arzuları kullanılarak saptırılmış oynanmış bilgiler ile kan ve göz yaşına batırılmıştır. Oysa yardanın zaten bir düzeni vardır! Diğer canlıların yaşam hakkına saygı koşuldur. Aynı şekilde insanın kendi eşey cinsine karşı uygulanan baskı ve zulüm ile kadınlar bin yılardır edilgen, taciz gören, istismara uğrayan konumdadır.
Kültürel ve teknolojik emperyalizmi de atlamadan belirtelim!
Ben işin aslını insan oğlunu aklında buluyorum !
İnsanoğlu aklı ile orantısız güç elde edince emperyalizm başladı. Eğer emperyalizmi yalnızca insanın insana ettiği zulüm olarak görürsek büyük bir yanılgı ve hata yapmış oluruz. Bu gün insanın dünyaya ettiğini hangi canlı türü yapabilirdi. Dünyanın neredeyse altını üstüne getiren insan artık uzayın altını üstüne getirmeye talip!
   Üzerinde durduğumuz ve daha çok ilgilendiğimiz ekonomik emperyalizm. Ülke olarak dışa bağımlılığımızı sorguladığımız elimizden düşüremediğimiz teknolojik araçlar nedeniyle hissetme eşiğimize giren bağımlılık hali. İstiklali yerinde olmak yerine kendi hukuk kurallarımızı ve güvenliğimizi ilgilendiren cezai işlemlerde bir müstemleke vaziyetine düşmek! Alınan tedbirlerin yetersizliği ve esasa yönelik olamadığını görmek, son derece vahim!
KEMALİST ÖĞRETMEN MİNE BÜLBÜL 'ANTİ-EMPERYALİZM'


  Bir Kemalist olarak benim için üzücü olanda, emperyalist diye andığımız Ülkeler ile yandaşlık ederek, güçsüz Ülkelere yapılan yayılıma politikalarıdır! Onların madenlerine topraklarına kiralamaya talip olarak  açıklarımızı kapatmayı örneklemek. Bu hareket dünyanın doğal düzenine aykırı olduğu kadar dinimizin temel düsturlarına da aykırıdır. Türk Milleti olarak, bizi biz yapan temel felsefemizden uzaklaşıyor olmak, sömürüye karşı duracağımız yerde, kolay olanı seçerek bizde kendimizden daha güçsüz olanları mı sömürelim!
 Emperyalizmle baş etmenin yolu emperyalist olmak mı ?   
Yoksa mazlumların hakkına saygı gösterip kendi varlıklarımızla,

         
        ANTİ-EMPERYALİST OLMAK MI?

5 Temmuz 2017 Çarşamba

CUMHUR'UN CUMHURİYETİ

CUMHURUN CUMHURİYETİ
M. K. ATATÜRK 19 Mayısta  Samsun'a çıktığında Osmanlı zulmü altındaki Türk Halkı kendi içinde gizli bir CUMHURİYET  tohumu saklıyordu.
Havza da bu birbirine bağlı fedakâr vatan sevdalılarını gördü ve sonra Ankara'da bu kendi imkânları ile içinde Cumhuriyet saklayan yapıyı önce kitaplardan okumuştu Ankara'ya geldiğinde üstü küllenmiş ancak hala sıcak, hala kor ateşle için, için yanan yapıyla karşılaştığında umutlar yeşermeye başlamış güneş ufukta belirmeye başlamıştı.
Ahiler iç Anadolu da toprağın tohumu sakladığı gibi saklıyor uygun ışık ve su kaynağında yeşermeyi serpilmeyi büyümeyi bekliyordu. Osmanlının çürümüşlüğüne karşın yapılan gizli antlaşmalara  karşı,  Hürriyet ve İstiklal uğruna bir hiç olmayı göze alan Vatan Evlatlarından biri sadece biri olan,
Çanakkale  Kahramanı M. Kemal ile kanlanacak can  bulacaktı.
Cumhuriyeti halkın ta kendisi kurar. Cumhuriyet bir halkın yüreğinde gizli belleğinde Önderimizin deyimi ile dimağında yaşar. Cumhuriyet halkın kendinde yaşayışında duyularında karakterindedir.
Lider ancak öncülük eder güç verir, hız verir, derler, toparlar hedefe odaklanmasını sağlar, içindeki cevheri açığa çıkarır.
Biz el ele tutuşup birbirimizle dayanışamıyorsak hiç kimse bir çare bulunmasına olanak yoktur.
Parlattığınız isimler, ancak bizlerin fakrı zaruretinden fayda sağlar. Bu bugünkü düzenek siyasilerin hepsi için aynıdır.
Meral'i Ümit i Metin' i Ayşe'si Ali'si ve diğerleri, yenisi, eskisi.
Hepsi üç aşağı beş yukarı birbirinin aynısıdır.
İğfal edilmişte olsa elimizde İrfanla kurulmuş, kanla yazılmış;
Cumhuriyetimiz var.
Ve yapacağımız tek şey 'aslımıza dönmektir'.
Cıvık, derişik maddeler gibi 'O' olmadı 'Bu' 'Şu' olmadı 'Bu yerine;
Kenetlen bütünleş, kendin Varol.

1 Mayıs 2017 Pazartesi

1 MAYIS TEŞVİŞİ, Kemalist "Uzman" Öğretmen: MİNE BÜLBÜL

1 MAYIS  TEŞVİŞİ
KEMALİZM diğer doktrinlerden kökten farklıdır ve emperyalistler KEMALİZM i bizden iyi bildikleri halde bir doktrin olarak kabul etmezler. Oysa KEMALİZM yaşayan ve her gün kendi gerçeklerini dayatan uzaklaşıldıkça istikbali öldüren bilimsel, yerelden doğmasına karşın son derece evrensel temelleri olan  örgütsel sistemdir.
ATATÜRK'ümüzün hastalandığı günlerden başlayan Emperyallerin en ince detayına kadar analiz ettikleri, sonra da tike tike ayrıştırıp dosyalar halinde kendi paramızla önümüze koydukları normlardır. Bir tek farkla o da birleştirilemeyecek ve bir bütün haline getirmemizi engelleyecek düzen de, önümüze gelmesidir. Üstelik araçları da kendi ellerinde olmak kaydıyla.  Kemalizm in en büyük ayrıcalığı hiç bir şekilde sınıfsal bir ayırım içermemesidir. olanaklar çerçevesinde bulduğum bir gazete kupürü sunuyorum.
Toplum işçi memur vs diye  katmanlara bölümlere asla ayrılmaz, ayrılmamıştır. KEMALİZM de herkes mesleği içinde emekçi, üretici ve diğer meslek alanlarının da  tüketicisidir. Dolayısıyla bir örgü bütünleşme söz konusudur. Bu bütün sade toplumların işbölümü ve TÜRK TÖRESİ'nin de örgütlenme biçimidir. Türk'e ait olduğu kadar aynı zamanda da özgür ve kendi kaderini tayin etmeye hak kazanmış  bütün Milletlerinde evrenselleşmiş kuralıdır. İşbölümü beşeriyetin  gelişimini sağlamış adım adım daha iyi ve güzele doğru yol alarak günümüzdeki bilim ve sanatta erişebileceği noktaya gelmiştir. Daha ilerleyebilmek adına hala yol ve yön gösterici olmaya gayret eden Bilim ve Sanat İnsanları bu yüzden önce her zaman daha fazlayı arzu eden, yapılmayanları yapmaya çalışan görülmeyenlerle ilgilenen kişilerdir bu yönde emek harcarlar toplumun diğer bütünü ise onların bu ürettiklerinden faydalanarak öğrenerek üretimde nitelik ve niceliği artırır. Bir  fabrika çalışanının kendi çalıştığı bölümde daha iyi iş çıkarabilmesi için gerekli olan teknik öğrenme nasıl hayata geçer. Fabrikanın iyi üretim yapabilmesi için şimdiki durumda bir öğrenim şartı getirilir, en az lise mezunu, ilkokul mezunu gibi ancak işin getirdiği özel teknik bilgileri fabrikada hizmet içi eğitim olarak verebilirsiniz. Bu ihtiyaca göre bir eğitim olur .Memleketimizde sözünü ettiğimiz hizmet içi eğitimlerin de bir çoğunda esastan hatalar olmasını  görmezden gelerek, bir fabrika işçisi işe girdiği zamandan, emeklilik zamanına kadar aynı işte verimli çalışmaya yönelik olarak yapılandırılır ve hatta zorlanır. Hizmet etmeye belli bir noktada kalmaya neredeyse mecbur edilir. Bazı büyük firmaların veya AR-GE çalışmaları yüksek olanlar küçük detaylarda çalışanın katkı sunmasını onaylar prim ile ödüllendirir. Ancak o güzel tasarımları veya büyük icatlar ses getiren değişiklikler ancak bu konuda yüksek eğitim yapan AR-GE çalışanları tarafından yapılır. Böylelikle toplum sınıflara katmanlara otomatik olarak ayrılır. Oysa Kemalist Sistemde Sanat ve Bilim yine üretim mekanizmasının içinde yerini almış direk olarak üretimde kaliteyi ve miktarı artırmaya yönelik konumlandırılmıştır.örneğin Kozlu maden ocağının Bando takımı gibi. Şimdilerde Memleketimizde ise gazete köşelerinde eğitimleri olmadığı halde  icatlar tasarımlar yapan bir sürü ilginç yetenekli insana rastlarsınız. Bu insanlar gerçek Türk töresiyle büyümüş ve pratik ve gerçek araçlar üretmeyi başaran kişilerdir. Kemalizm'in gerçekliği de burada yatar. İçinden çıktığı toplumun yaşayış biçimi gerçekliği Kemalizm'in kuralları olmuş eğitim de üretim sisteminin içinde gerçek fırsatlar her an her yerde ulaşılabilir düzenekte yedirilmiştir. İş ne kadar küçük de olsa büyükte olsa çalışan her  fırsatta yükselebilir gösterebileceği ivme sürekli desteklenir. Sadece bir çiftçi anne babadan doğan kişi Ziraat Mühendisliğinin en yüksek kademelerine kadar eğitim alacak düzende tasarlanmıştır.Fırsatı her zaman  yanı başında bulur. Cumhuriyetin ilk on yılı bu düzende yürümüş, eksiklerine ve yoksulluğuna  rağmen dünyanın içine düştü ekonomik krizde bile büyük bir kalkınma hamlesi üretmiştir.
İşte biz de Kemalist  Sistem darp edildiğinden bu yana Avrupa'dan ihraç edilen SINIFSAL ÖRGÜTLENME biçimini servis eden,
kendi Milletimizin gerçeklerinden ilke ve felsefesinden uzaklaşmamızı sağlayan bizi köklerimizden toprağımızdan gerçek yaşam koşullarımızdan alıp sanal, gerçekçi olmayan bir dünya ya itmiştir. Bu gerçeklik duygusu ile dikte edilen sanal dünyada yıllardır gidip gelen gerçeği hiç bir yerde bulamayan kendinden ve kendi gerçeğinden habersiz vatandaşlar olarak yaşayışımızın sebeplerinden biride bu olmuştur.
1 Mayıs İşçi ve Emekçi olarak bayram edeceğimiz gün aslında kendi fermanımızı imzaladığımız gündür. Ve biz gerçeklerimizden uzaklaşmanın  bayramını yapıyoruz. KEMALİST SİTEMİN darp edilişinden bu yana meydanlarda birbirimize girip, birbirimizi yaralıyor gazlıyor jopluyor ve yok ediyoruz. Kemalizm'i ve sistemi çok iyi bilen ve ayrıştırıp ayrıştırıp dosyalar halinde bize geri satanlar  ''LOZAN da biz size demedik mi?'' diye ellerini oğuşturuyor olmalılar.
Ne yapmak gerek! o halde ne yapmalı? nasıl yapmalı?
Bu soruların cevabını Ulu önderimiz M. Kemal ATATÜRK  vermiş. Sadece bize doğru anlayabilmek ve doğru uygulayabilmek gibi bir sorumluluk düşüyor.
İlk önce kabul etmemiz gerekenin KEMALİZM den başka diğer doktrinlerin masa üstünde kağıtlarda yazıyla kalemle VAR EDİLDİĞİNİ kabul etmemiz gerektiğidir. Bu gün herkesin anlayabileceği ölçüde SAĞ yani kapitalist doktrinde, sol dediğimiz SOSYALİST doktrinde üretilmiştir.Yaşamsal gerçekliği yoktur insan doğasına uygun değildir. Bunu uygulama ile ilerleyişin sonuna gelindiğinde birbirine ne kadar benzediklerinden rahatça anlamak görmek mümkündür.Örneğin SOSYALİST doktrini benimseyen toplumda sanat eseri veren CENGİZ AYTMATOV dan işçi sınıfının yaşadığı sorunları kadınların maddi problemler yüzünden sevmedikleri kişiyle evlendiklerini satır aralarından seçmek ve bir sosyolojik tahlil yapmak hiç de zor değildir. Diğer sanat dallarından ve sanat eserlerinden de arandığında kolayca bulunacağı ortadadır. Kapitalist doktrinde durum belki de bir kat daha vahim daha acımasızdır ancak ikisinin de sonucu 3 aşağı beş yukarı aynıdır. Masa üzerinde kalem ve kağıtla yaratılan düzenlerin hepsi en nihayetinde EMPERYALİZM in hizmetkarı ve aracı olarak, dünyayı tek başına yönetmeye talip olanlar tarafından kullanılır. Cümleleri soyar iyice basitleştirirsek ister sağcı ister solcu olun hizmet ettiğiniz tek yer emperyalizmdir durum bu kadar açık ve nettir. Öyle ki çıkış noktası özgürlükler ülkesi diye nam yapmış ABD'nin  1886 da ki işçi hareketleri olmasına karşın bu gün geldiği nokta açık ve barizdir.
Meydanlara çıkıp işçi hakları diye yırtınan,dayak yiyen ölen  her kişi ve can aslında  sadece ATATÜRK'ümüzün nitelemesiyle teşviş edilmiş halktır,bu türlü gösteriler ve yürüyüşler pazarlık payından öteye gitmeyen nafile yaklaşımlardır. Biz meydanlarda harap oluruz işçiyi yapılandıran güya seçilen başkanlar ve patronlar pazarlığa girişir. Gerçek bir iyilik iyileşme onurlu bir yaşam hakkı getirmekten çok uzaktadır. Bu sanallığı rakamsal verilerle ortaya koymaya çalışırsak  gözümüze ilk  çocuk işçiliği çarpar.                  
Ülkemizde her yıl iki milyon çocuğumuz tarımsal alanda mevsimlik işçi, kentsel alanda çırak olarak yasa dışı son derece ağır koşullarda çalışıyor. 2012 de kayda geçen resmi verilere göre de 32 çocuğumuz yaşamını kaybetmiştir.
Üstelik Ulusal Egemenliğini Çocuklarına armağan eden bir Millet olmamıza karşın rakamlar korkunç seviyededir.          
Ve her geçen gün gelir dağılım homojenliğini kaybettiğinden çocuk işçi sayısında önemli artışlar yaşanmaktadır. Aşağıdaki gazete kupürü durumun ciddiyetini gözlerimizin önüne sermiştir.
Şubat 2014’de Halk haber tarafından yayınlanmış bir gazete kupürü
Sn Güngör Uras bir gazete haberinde ülkemizdeki çalışan sayısını 25,5 milyon olarak belirtmiş ve devamında işsizlik ve sendikalaşma oranlarını şöyle ifade etmiştir.
''Ülkemizde 25,5 milyon çalışan 2 milyon işsiz var. Çalışanların 8.2 milyonu kayıt dışı ve özel sektörde çalışıyor Kamuda çalışanların sayısı 3milyon 440 bin,bunların 2.8milyonu kadrolu kalanı sürekli veya geçici işçi statüsünde
Özel sektörde sendikalaşma olan işyerlerinde 12.2 milyon çalışan var bu işyerlerinde çalışanların yüzde 10.6'sı ,1.3 milyonu sendika üyesi Sendikaların bulunduğu kamu işyerlerinde sendikalaşma oranı yüzde 70 dolaylarında sendikalaşma olan kamu işyerlerinde  2.2 milyon çalışanın1.6 milyonu kamu sendikaları yesi .''
rakamsal verilerden görüldüğü üzere bu gömlek bize uymamaktadır . Ayrıca sendikaya bağlılığın getirdiği niteliksel faydayı ölçme ve değerlendirmeye alırsak ayazda kaldığımızı anlamak zor değildir.
Atatürk'ümüzün ölümünden bu yana emperyalizmin bizimle eski bir hesabı vardır. Bu hesabı inceden ve teferruatla devreye sokmuştur. İsyanlarımız ve haykırışlarımız teşviş edilerek giydirilen bu deli gömleği yırtılmaya parçalanmaya mahkumdur.Milletin feraseti  bunu eninde sonunda çözecektir.
KEMALİST'ler için;
1 MAYIS BAHAR BAYRAMIDIR
ve bu yazılar yerine, yürüyüşler gösteriler,yapılandırılmış sanal (teşvişli) nutuklar atanlar yerine, buralardan ün ve şan elde etmeye savaşanlar yerine, kendi yediğini içtiğini,giydiğini kendi üreten toplamda 'kendi kendine yeten' kişi ve aileler benden, bizden meydanlara çıkanlardan daha ANTİ-EMPERYALİST tir.
Töresince üreten güzel eller ve yürekler doğanın canlandığı üretime ve yeniden doğuşa geçtiği
'1 MAYIS BAHAR BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN'.

10 Nisan 2017 Pazartesi

"İKTİDARLAR ve DARBELER" Kemalist Öğretmen MİNE BÜLBÜL

İKTİDARLAR ve DARBELER
Kemalist Öğretmen MİNE BÜLBÜL
Yönetimi Halktan
Oy ve ya baskıyla aldıkları icra hakkını günümüze kadar keyfi hüküm hakkı olarak kullanmış, nadide Türk Devriminin niteliğini işbirlikçileri ile derece derece sapmalar tezgâhlamışlardır.
İlk sapma; Türkçeleştirme adı altında 1945 yılında Anayasal düzlemde yapılmıştır.
O günden bu yana Halkın kendini yönetme hakkı her yasa çalışması ile imtiyazlı genel vekiller yoluyla kesilmiş, kendini yönetme hakkı belinden kırılmıştır. Halka ait bütün topraklar çiftlikler kamu malları fabrikalar, ilk önce öz işleyişinden kopartılmış daha sonra zarar gerekçesi ile yok pahasına satılmıştır. 
Halkın iradesi ve beklentileri yadsınmaya değersizleştirilmeye başlamıştır. 
Geldiğimiz bu son nokta; ise tam bir teslimiyet ve güncel yaşamının her alanında görünmez bir işgaldir. Emperyal sistemin köleleri haline getirilişimizin, yasallaştığı günleri yaşamaktayız.
Tam bir teslimiyet, tam bir toplama kampına dönüşen memleket için; artık buradan öteye köy yoktur.
Bizler ne Suriyeli ne de Arap’ız!
Biz bin yıllardır hürriyet ile yaşayan bir medeniyetin temsilcileriyiz. 
Bin yıllardır tüm Milletlerin çekindiği yürekli, cesur, taklit edilen asıllarız.         
Türk Milleti Asilleriyiz.
İktidarı ve muhalefeti ile birlikte sahnelenen danışıklı döğüşü; her verdiğimiz oyun, keyfi ve kötüye kullanımını, içimiz yanarak, ah ederek yalnızca seyir edebilmekteyiz.
Dünya üzerindeki en mükemmel örgütlenmeye sahip Türkiye Cumhuriyeti;
Jeopolitik durumu ve mükemmel örgütü ile emperyalizmin ana hatta yegâne hedefi olmuş tarihsel dokümanları bile yok edilmiş, değiştirilmiş illümine edilmiştir.
Bu gün nadide Türk Devriminin tasfiyesinde son nokta yaşanmaktadır.
Çünkü Atatürk’ümüzün adım adım kurduğu KEMALİST sistem;
bu gün bile çağın ötesine geçtiği iddia edilen medeniyetlerin bile yakalaması zor dayanışma,  eşitlik hakça paylaşma ve örgütlenme temalarına bağlı Türk Ülküsü üzerine inşa edilmiştir.
Felsefecilerin, Doktrinlerin, Emperyallerin ve kendini her zaman halkın üzerinde gören zümrenin, kabul edemeyeceği kadar mükemmel olmasıdır.
Hiç bir doktrin, Kemalist sistem kadar detaylı, incelikli, sevgili koruyucu ve kollayıcı değildir.
Felsefe ise olması gerekeni söyler ancak eldeki olanaklar ile ne yapılacağının cevabını asla veremezler. Çözüm getirmek en iyiyi bulmak ve yaşatmak Kemalist Sistemin en işlevsel özelliğidir.
Ve Kemalizm dünyada kurulmuş sistemlerin en mükemmeli ve en kâmilidir.
Onun için adı Kemalizm’dir. Anadolu tasavvuf geleneğinin son ulaşımı, son noktasıdır.
Dünyaya gelmiş geçmiş en mükemmel lideri bağrından çıkaran Türk Milleti bu gün yok olma, vatanında parya olma, esir düşme imzasını kendi atacak kadar tarihinden ve Türklük bilincinden, İstiklalinden, Egemenliğinden uzağa atılmıştır. Bu yılların umut yitirimidir.
Ulu Önderimiz M. Kemal ATATÜRK Cumhuriyetçi, Devletçi, Milliyetçi, Halkçı, Laik ve Devrimci yapıyı halkına, gençliğine, askerine, polisine, her vatandaşına ayrı ayrı emanet etmiş,
Sonsuza dek Türk Milletini aydınlatacak İstiklal Güneşinin işleyişini yapısını örgütünü ortaya koymuş ve bununla da yetinmeyip, bu günleri yaşayabileceğimizi düşünerek Taşlara, Anıtlara nakşettirmiştir.
Ulusal Egemenlik için; bir Ulusun kendi yetkinliğini kendinin ortaya koyması irade ve hürriyet için her an her yerde hazır tetikte hazır olma gerekliliği vardır. Bizler Türk milleti olarak uzun süredir yönetime güvendik sadakatle bağlı kalarak, her oy kullandığımızda hayır ve uğur diledik. Ancak sadece temenni ve dileğin duanın yeterli olmadığı gün aşikar ortadadır. Çok geç kalmış olsak bile bize düşen Devrim Kâmili olmak ve Kemal olmaktır.
Atatürk’ümüzün ve Kurulan Cumhuriyetimizin;
Onurlu Hürriyet ve İstiklal sahibi vatandaşları olmaktır.
Vatanımız, Bayrağımız ve İstiklalimiz için yine
Ya istiklal, Ya ölüm!