Kemalist "Uzman" Öğretmen: MİNE BÜLBÜL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kemalist "Uzman" Öğretmen: MİNE BÜLBÜL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2018 Pazar

KEMALİST ÖĞRETMEN MİNE BÜLBÜL 'HASRETLİ OKLAR'


HASRETLİ OKLAR    
         Gazeteler, eski gazeteler,Onlar şimdikilerden çok farklı, eğitici, bilgi dolu, sevgi dolu,
 inanç dolu...
   Hal böyle olunca Asya'dan Avrupa'ya bir kısrak başı gibi uzanan dört nala özgürlük taşıyan,                                                                                                                           uygarlık taşıyan, Türk Yurdu!
    Tarihi ile diliyle, bilimiyle örneklediği yakut mücevherler gibi parladığı, 
                                                                                            Kongreler, Kurultaylar Kamutaylar...
                        Ve bir Ulusu aslına çeviren kökleri ile buluşturan Başöğretmen. 
    Nereden gelip, nereye gittiğini ve nereye ulaşabileceğini somutlayan, hareketleyen Başöğretmen!


BAŞÖĞRETMEN ''HASRETLİ OKLAR''
   Eski gazeteler, Cumhuriyetin gazeteleri, Ulusun Gazeteleri, Devrimin ayak izlerini taşır, sesleri yankılanır! Onları koklayabilmek, nefasetine ulaşmak ve  duyumsamak, gerçeğin birincil kaynaklarına eriştiriyor insanı!

BAŞÖĞRETMEN HASRETLİ OKLAR

        Her bakış ve her yorumla değişen dönüşen hatta şahsi ve harsi emellere alet edilen muhteşem Devrim, MUHTEŞEM TÜRK DEVRİMİ! Aslı, bulmak için arandığımız yaşamlar, kitaplar!
  Yine daldım arşivin buğulu sayfalarına ve bir süre eski gazeteleri taradıktan sonra belli bir kanaat oluşturdum.
   Günümüzün en büyük sorunlarından biri olarak gördüğüm kavram sorunu ile başlamayı uygun buluyorum. Çünkü kavramı doğru ortaya koymadan üzerine imar edeceğimiz binayı kurmak tümüyle yanlış temele oturtmaya sebebiyet veriyor! Yine kavramı belirleyerek işe başlayalım.
   19 Mayısta M. Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkışı ile başlayan Kurtuluş Hareketi  Devrim mi, İnkılap mı ? Çünkü Devrim ile İnkılap ifade ettiği anlamlar itibari ile bir birinden küçük farkla ayrı ve kullanıldığı alan ile de önemli ölçüde ayrı ve ayrılması gereken iki KAVRAM!
   İnkılap; Arapça isimdir, Toplum düzenini ve yapısını daha iyi duruma getirebilmek için yapılan köklü değişiklik, iyileştirme olarak tanım alır.
   Devrim; Türkçe isimdir Devirmek kökünden gelir, kökten değişiklik yeni biçim yeni bir anlayış getirmek demektir.
   Türkiye'mizde yönetimin, halka geçmesi ve tamamıyla Ulusal Egemenliğe dayanması noktasından ele aldığımızda TAM BİR DEVRİM,
    Devrimin köklerini ve bağlarını kontrol ederek düşündüğümüzde ise TAM BİR İNKILAP,
 olduğunu görürüz!
    Nedenlerine baktığımda,(burada ben dili ile aktarma yapacağım; çünkü kendi bilgi, görgü, algı sınırlarımı belirlemek, bakış açımı ben ile sınırlamak gereği duyuyorum. O muhteşem 'Devrim' ve peşi sıra yapılan asıla dönüş niteliğindeki İnkılaplar, bir birey olarak benim algılarımdan çok daha büyük çok daha yücedir!)
    Devrim olarak nitelemenin, en haklı ve en büyük paydası, Türk Milletinin, Töresine ve yapısına uygun yönetim biçiminin uzunca bir süre kaybedilmesine verdiği tepki olarak değerlendiriyorum. Türk ananesi ile yaşayan halk yönetimini kendi kurar ve bunu ortak karar alma süreci ile yapar ki, bu yöntemi kurulan her devlette görmek olanağı vardır.
     Halk ile yönetimin ayrılması, ya da kopuşu, araya giren virüslerin( başka milletlerin gelenekleri) yaptığı hastalık ile oluşmuştur.  Virütik bulaşma, Halk ile yönetim arasında kurulan geçirgenliği, alıp verme, uzlaşma dolayısıyla birbirini var etme işlevini tıkayarak kangren olmasına neden olmuştur. Her gül dibinde meclis kuran halk karar organında liyakati bulamamanın acısını, hastalığını ilişkilerini sınırlayarak karşılamıştır. Meydana gelen kopukluk, devletin ve devleti kuran halka yabancılaşmasına neden olunca, TOPRAĞIN ve üzerinde yaşayan HALKIN, ANALIĞI DEVLETİN BABALIĞI, birbirini öteleyen, iteleyen, eziyet eden hal almıştır.
   Açıklamaya çalıştığım nedenle, TÜRKİYE ve Türkiye de yaşayan önder Halk, bir DEVRİM yapmıştır. Devletin keyfi (şahsi ) yönetimden gördüğü zararı yok olma pahasına engelleyerek şahsi eylemlerden uzaklaşmış, ULUSAL EGEMENLİĞE dayalı olarak yeniden örgütlenmiş dünya yönetimleri içinde nadide denecek DEVRİM ile kendisini yenilemiştir ve bu açıdan tam bir devrim niteliğindedir. Bunun yanında Egemenliğin halka ait olması, ortak karar verme yapısının tarihsel ve ananevi kökleri asırlar öncesine uzanır. Öncesi olduğu aşikardır, hatta dünyaya yayılmıştır. Bu açıdan baktığımızda, tam bir aslına dönüş anlamı taşır, Reformist.tir! İNKILAP.tır!

      İYİLEŞME, TEMİZLENME ve HASTALIKTAN KURTULUŞ! anlamındadır. O halde diyebiliriz ki TÜRKLERİN ASLINA DÖNÜŞÜ için verdiği mücadeleye TÜRK DEVRİM'i denir.

   Osmanlı'nın son dönemlerinde görülen şahsi idarenin başarısızlıkları, yenileşme ve ıslahat hareketlerinin mayasının tutamamasının sebebi olarak söylenebilir, Halktan uzak ve hükümran yapısı ve Halk arasındaki etnik ayrıcalıklar bütünleşmeyi engellemiş her tebaa ayrı baş çekmiştir. Halkı ile sevgi, şefkat ile korumaya yönelik bir ilişki kuramayan yönetim, ne kadar çabalasa da asla ayakta kalmayı başaramamıştır ve bundan sonra da bu hükümran tarzı başaran olmayacaktır sanırım.
   
   Köklerimizin bir İmparatorluk kurduğunu ve bütün dünya da yönetim becerisi ile ün saldığını ancak bazı bozulmalar ve bulaşmalar ile çöktüğünü, çöküş sırasında yine bazı iyileştirici önlemler, aldığını hepimiz biliyoruz. Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerindeki iyileşme gayretleri, Cumhuriyet ile yapılan İnkılapların başlangıcı sayılır. Bu teze kanıt olarak değerli arkadaşım Fuat Yeşilkaya'nın beni haberdar ettiği; Ahmed Bedevi Kuran'nın yazdığı 'Osmanlı İmparatorluğunda İnkılap Hareketleri ve Milli Mücadele' adlı kitabı çok ciddi bir eser niteliğindedir.Bu kitabı anmayı İnkılabın köklerini, baş gösterişini filizlerinin boy gösterişini anlamak açısından çok önemli bulduğumu söylemeliyim! Hemen ilk sayfalardan bir cümleyi burada yad edeyim 'Hiç şüphe yoktur ki, Osmanlı imparatorluğunun parçalanması taassup ve kuru cehalettendir.(1330)'
BAŞÖĞRETMEN 'HASRETLİ OKLAR'
  
    Geçtiğimiz günlerde 30 Ağustos Başkumandanlık ve Zafer Bayramını, ardından da 9 Eylül İzmir'in düşman işgalinden temizlenmesi ve Yurdumuzun büyük bir bölümünün güvenlik altına alınmasının yıl dönümlerini yaşadık. Kıvanç günlerini hasret ve özlemle yüreklerimizde hissettik. Bu günlerde ihtiyacımız olan iyi hissetme, kendini değerli görme duyguları, yine Atalarımızın verdiği amansız mücadele sayesinde sinemizi şenlendirdi.
   Bu güzel duygularla göz attığım bir kaç eski gazetede, O günlerde yeni Türk Harfleri olarak nitelenen sütunlar dikkatimi çekti. Gazetede Türkün asırlardır kullandığı eklemeli dil tekniğine uygun olarak sözcük türetmeye ilişkin sûtun  dil çalışmalarının ne denli özenle bilinç ile yapıldığının açık delili. Ayrıca gazetenin bütününe serpilmiş olan yeni rakamlar, Arapça metinler içinde kullanılan Türk harfleri ile yazılmış kelimeler ve 'tır, dir' eklerinin bütün makale içinde Türkçe yazılışı, bana bu günün etiketlerini anımsattı. Yüzümde gülümseme ve zeka karşısında aldığım memnun eda dışarıdan bile gözlenebilirdi!

  Baş öğretmenin işi olmalıydı bu! Bütünün içinde açan kır çiçekleri! Arapça harflerin arasında özüne, sözüne, yapısına yaşantısına uygun açan renklerce kır çiçekleri, özlemle beklenilen ÖZ'e dönüş! Yeri gelmişken hemen 09/ 09 /1928 Tarihli, Hakimiyeti Milliye gazetesini, örnekleyeyim,
BAŞÖĞRETMEN TÜRK HARF İNKILABI 


Bu güzel ve eşsiz Gazete sayfalarının arkasında Harf İnkılabının yoğun bilimsel çalışmalardan sonra yapıldığını göz ardı etmeden belirtelim. Yeni Türk harflerinin tam bir dökümünü de hemen her günün gazetesinde görmek mümkün, uzunca bir süre sürekli olarak yayınlandığını gözleyebiliyoruz. 
BAŞÖĞRETMEN TÜRK HARFLERİ 
 Zamanlamaya Dikkat!
       9 Eylül 1928 Yedi düvele verilen amansız Kurtuluş Mücadelesinin yıl dönümünde bu kez cehalete verilecek savaşın meşalesini tutuşturmak bu gün bile toplum mühendislerinin parmağını ısırtacak zamanlamadır. Bu kıvanç gününün mutluluğu cehalet savaşının meşalesinin yakılması, başarıların yeni başarılar doğuracak güdülenme kaynağı oluşturması öğretmenliğin kitabını yazmaktır. Demektir ki, başarı en az bir önceki başarı kadar olacaktır bu bir payda koymak bir eşik belirlemektir Baş öğretmenin kendi kendi ile yarışıdır. Kişisel gelişimde kendi kendini aşmaktır. Atatürk'ümüzün kişiliğini Türk Toplumu ile özdeşik kıldığını bildiğimize göre bu gelişmek için sınır gözetmeden her alanda bir önceki başarıyı geçmek demektir.
BAŞKUMANDAN 9 EYLÜL 1928 AKDENİZ  ZAFERİ'

   İstiklali kanı canı pahasına yokluk içinde kazanan Türk Milleti asırlarca kendine dayatılan anlamadığı esir edildiği harfleri aklından tıpkı kara örtüyü yırtıp atar gibi atmaya iştahlanmıştı ve Baş öğretmeni çok ehildi!
 Kıvanç gününün ardı sıra gelen  gazetelerin adının ve bu gün etiket diyebileceğimiz sözcüklerin yeni harfler ile yazılması  küçük bir sütun ile işe başlanması neredeyse bu günün teknikleri ile yarış ediyor. 

  Büyük maharet! Usta bibliyograf Emil Ludwig'in tespite dayalı betimlemesinin ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor bizlere. Ne demişti usta yazar 'Hakiki Tablo'! Bu temaya uygun gazete sütunlarından bir kaç örnek vererek sizlerde Ulusal Egemenliğe dayalı aslına dönüş hareketlerinin kokusunu, tadını duyumsatabilmek benim için son derece mutluluk kaynağı olur. Yarın sabah okulların sonra yüksek okulların açılacağı bir gün, cehalet ile savaşımız da yeni bir gün! Ve yeni bir dönem başlayacaktır. Türk Uygarlığının dünyada çapında çizdiği 'Hakiki Tablo' bütün parlaklığı ve güzelliğiyle yerini alsın eskisi gibi yol gösterici olsun! Bunun için Baş öğretmene kulak vermek onun gibi Ulusunu sevmek gönülden sevmek yeterlidir.

BAŞÖĞRETMEN TÜRK HARF İNKILABI 
    İçinde bulunduğumuz girdaplardan cehalete karşı bir savaş başlatarak çıkmak en doğru yoldur ve alan eğitim alanıdır! Son söz olarak umuyor ve diliyorum ki, önce ki; savaşlarımız kadar kutlu ve sonu esen olur!

29 Nisan 2018 Pazar

KEMALİST ÖĞRETMEN MİNE BÜLBÜL

ÖZGE YOL

 19 Mayıs ATATÜRK'ü Anma ve gençlik ve Spor Bayramı ile ilgili küçük bir araştırma yaparken rastladığım, Yeniçağ Gazetesinin yayınladığı video oldu, çünkü daha  önce böyle bir link yoktu ve yeni yüklendiği için hemen tıklayıp açtım.
     Başlıkta ATATÜRK ve 17 ŞUBAT 1923 İKTİSAT KONGRESİ yazıyordu. İktisat kongresi benim içinde son derece önemli dünya da eşi ve benzeri olmayan bir toplantı olduğundan daha önce edindiğim bilgiler, bir tersliğin olduğu konusunda yoğunlaştı. Dünyaya ve emperyalizme çekilmiş en akılcı, bilimsel dayanağı halkın ta kendisi olan bir büyük birliktelikti, İzmir İktisat Kongresi!  Bir Milletin Önderi ile nasıl sarmaş, dolaş olduğunu, nasıl kaynaştığını, ne denli erdemli kararlar aldığını kör gözün bile görebileceği ! Yok olma tehlikesi ile burun buruna gelen her açıdan istismara uğramış bir Halkın, ne denli yüksek bir kültürle şahlandığını asırlar boyu içinde sakladığı Cumhuriyet inancı ile taçlandığının etten kemikten abidesi olmuştur İzmir İktisat Kongresi !
   Dünyanın yayılım ve baskı ile çığırından çıktığı bu günlerde, ne kadar da çok TÜRK MİLLETİ'nin yine böyle bir oluşuma gerek duyduğu, hatta ve hatta bütün emperyal milletlerin baskısı altında inim inim inlediği günleri yaşıyoruz. İnsanların hayvanların, kurtların ve kuşların hakkı için yine TÜRK MİLLETİ ve ATATÜRK'ünün ışığında böyle bir birlikteliğe ne kadar muhtacız!  Ve ne kadar da uzağız!
   Türk yolunu şaşırdı sen gittin gideli ! Sen gittin  gideli, TÜRK kendini unuttu ! Öyle ki TÜRK adına dikkatsizlik özensizlik dip aramazlık, baştan savmanın ürettiği kolaycılık, anlık yaftalama, etiketleme daha ne ile betimlemeli ki !
     Neyse biraz aradım, taradım çok da uğraşmadım. Dikkatle dinleyerek not aldım. Bir de hemen ilgimi çeken ATATÜRK giysisi ve yaş durumu; ip uçlarım oldu. Çabukça da buldum.
Serüven şuydu! ve düştüm gurbet yoluna yani gereçeğin peşine! 
 Ben öyle bilgisayar kurdu vesaire de değilim işte kendi kendime ne çözdümse, ama insan bu bazen arsız, bazen erdemli, bazen dağları aşan cinsten! İnsan hata da yapar, sevap da işler ! Ancak içimde bitip tükenmeyen bir dürtü var beni KAMALİZM'e aşk ile sevda ile bağlayan. Hayatımda beni hiç bir şeyin bu kadar VAR ETTİĞİNİ, kendimi bulduğumu! Ve hiç bir getirisi olmadan ölümüne peşinden gitmekliğimden duyduğum  Sonsuz bir zevk ve sonsuz bir HAZİNE ile buluşmuşluk ! Duygularımın coşmasına sebep oldu.
    Hemen gazetenin yanlışlığını düzelttiğim ve facebook aracılığı ile arkadaşlarıma attığım sayfaya bir de  kısa bir duygu betimi yaptım. Umuyorum ki, ahvalimin tasviri olur. Kurduğum son tümceden de anlayacağınız gibi kimi Osmanlıca, kimi Öz TÜRKÇE! Hepsi benim halim. Kim derse ki ben eski değilim 'kökü' yoktur ve kim derse ki ben 'yeni'değilim ''GELECEĞİ YOKTUR!''
Öyleyse, diyelim bakalım ne kadarını dillendirebilir ne kadarını betimleyebiliriz ! Bu arada, ünlü bir İngiliz Edebiyat  sanatçısı Oscar Wilde'ın  sözü de hatırıma geldi, o sözü de analım. 'Ben  dehamın hepsini hayatıma verdim, eserlerim yalnız onun müsveddesidir.' Güzel tümce insan yaşamadığı duymadığı neyi somutlayabilir ki ! İçimden bir ses de  KEMALİST düşmanları da İngiliz edebiyatçı örneğinden dolayı bir etiket yapıştırmayı ihmal etmeyeceklerdir ama ben biliyorum ki aslında milletini satan manüple eden anlaşmaları bilerek yada bilmeyerek yine onlar mamül etmiştirler ve edeceklerdir! Neyse 'Asıl azmaz, bal da kokmaz diyelim!





                                         







                                     



                                            ÖZGE YOL
Ruhum senin izinde,ben ne yapayım!
 Bir kara sevdanın eşiğine düşmüşüm !
Ne ölür, ne de kalkabilirim !
Yollarını İZ  eylemiş, bir divaneyim..
Ne aklım kaldı, ne de bir çarem!
Ey Türkün şanlı yüzü,
Kabul olursa pervaneyim..


Sözü bu kadar eyledikten sonra konumuza gelelim. YENİÇAĞ Gazetsinin verdiği bağlantı (link) budur:
Konu başlığı ise  şudur:     video galeri gümdem
Atatürk'ün İzmir İktisat Kongresi'ndeki açılış konuşması
Kaynak Yeniçağ: ATATÜRK'ün İzmir İktisat Kongresi'ndeki Açılış Konuşması..
VİDEO ADI :  Mustafa Kemal Atatürk'ün, 17 Şubat 1923 tarihinde İzmir İktisat Kongresi'ndeki açılış konuşması...
Kaynak Yeniçağ:  ATATÜRK'ün İzmir İktisat Kongresi'ndeki Açılış Konuşması
YÜKLEME TARİHİ :   05 Mart 2018 saat 22:18

   Bir dikkatsizlik sonucu bu yapıldığını düşündüğüm, isimlendirmeyi düzeltmek aslına kavuşturmak istiyorum, bunun ile ilgili belgenin görselini de paylaşacağım.

 1932 yılı 11. Ayın 1. günlü 
TBMM ZABIT CERDESİ REİSİCUMHUR GAZİ HAZRETLERİ KEMAL ATATÜRK

   Metin aynen böyledir, kırmızı renk ile gördükleriniz asıl metin altında açılan naçiz parantezler bendenize aittir.
1 — Reisicumhur Gazi Hazretlerinin nutukları REİSİCUMHUR GAZİ HAZRETLERİ (şiddetli alkışlar arasında riyaset kürsüsünü teşrif buyurdular).
   — Büyük Millet Meclisinin muhterem azası;
     Büyük Millet Meclisinin 4 üncü devresinin 2 nci toplanma yılını açıyorum. Yüce milletimizin değerli vekillerini, saygı ve sevgi ile selâmlarım (Alkışlar).
     Aziz arkadaşlarım!
       Beynelmilel siyasî ve iktisadî buhranlardan, beşeriyetin duymakta olduğu sıkıntı ve acı devam etmektedir.
(1929 Yılı sonlarına doğru çıkan ekonomik bunalım sonucu tüm devletler ağır bir de siyasi kriz ile karşı karşıyadır ben bu bunalımın kasıtlı çıkarıldığını düşünüyor ve arkasında yaratılan  baskı ile kendini iyice belirlemiş olan Kamalizm'in ortadan kaldırılmasına yönelik olduğunu belirtmek istiyorum.  Acaba çok mu uçuk bir komplo teorisi olur? Bence değil nedeni açıklamak istersek 1.Dünya savaşı servis edilmek istenen suikastın başarısızlığı ile sonuçlanmış sonuçları itibari ile Anadolu coğrafyası gelgeç yeri olmak yerine barış ve huzura kucak açan mükemmel bir siyasi örgütlenmenin kaynaklığını yapmıştı. Bu silah tüccarlarının hoşuna gidecek bir durum değildir ve savaş dünyadaki en karlı ekonomik araçtır. bu aracı kullanarak ekonomiyi, kültürü  ve siyaseti elde tutmak mümkün ve kolaycadır. NİÇE bir aforizmasında bunu belirtti.)

 Siyasî buhranın mahiyeti, silâhları bırakma konferansının müşküllerinde hulâsa olarak müşahede edilebilir. İktisadî buhran ise, Milletler arasında mübadelenin azalması ve daralması şeklinde sahasını genişletmiş ve tesirini arttırmıştır. 
   (Konuşmanın Başlangıç bölümü  son derece temel evrensel bir noktadan alınarak dünya siyaseti,  ekonomik durumu etkilenen uluslar arası ilişkiler dolayısıyla dünya barışını son derce sade anlaşılır betimlenmesi ne kadar geniş ve kolay anlaşılır şekilde ifade edilmiştir. neredeyse o günlere ait bütün dünyayı bir KARTAL  kanadında seyir eder seyir ile de yetinmeyen ekonomik siyasi   ve ilişkiler açısından gerçekte neler döndüğünü idrak edebileceğimiz niteliktedir KEMAL ATATÜRK sanki vekalet aldığı vatandaşlarını bir KARTAL'ın sırtına bindirip dünya da siyasi ekonomik ve bunların getirdiği ilişkiler yumağını bilimsel bir saflıkla gözler önüne sermektedir.)  
 Bizim kanaatimizce beynelmilel siyasî emniyetin inkişafı için, ilk ve en mühim şart, milletlerin hiç olmazsa sulhu muhafaza* fikrinde, samimî olarak birleşmesidir (Alkışlar).
 (Memleketin iç sorumluluğunun yanında Dünya siyasetine de atıf da bulunarak yol gösterici samimi algı ve görüşleri ile anahtar olabilecek duygunun ifadesi açık ve net olarak TBMM den yine bütün dünya muhatap alınarak ilan edilmektedir. Burada dünya  barışı adına kurulan cemiyetlerin ve yapılan  görüşmelerinde daha samimi ve net olunması gerektiği, samimiyetsizliğin altında yayılımcı ve baskıcı politikaların uluslar arası ilişkileri ne denli  kusurlu olabileceğini vurgularken aslında dinler arasındaki  farkları ve Kutsal kitabımız KUR'AN  gerekleri ne kadar basitçe ve erdemle hiç kullanmadan ilan edilmiştir. KURAN= UMUT,  İSLAM= BARIŞ ise en iyi temsilcisi KEMAL ATATÜRK'tür . 'O'nun çizdiği gösterdiği  'Yurtta sulh Cihanda sulh'  felsefesini, her demecinde konuşmasında tespit etmek, işaretlerini görmek  duyumsamak mümkündür . Ulusları  ve Ulusların bir araya gelerek  kurdukları cemiyetlerin, samimi barış duygularına ihtiyaç duyduğu ve alt mesaj olarak da bu cemiyetler de yine emperyalist unsurların etkilerinin ne denli etkili olduğu vurgulanmış meclisin bu konuda uyanık ve dikkatli davranması için uyarıldığı da gözlenmektedir.
Dünya barışına genel bakıştan sonra, gök gözlü Kartalın memleket semalarına odaklanarak nasıl müstâkiliyeti,  İSTİKLALİ  ve İSTİKBALİ koruduğunu göreceğiz!)

    Biz iktisadî genişliğin temelini de, ancak her milletin refahla yaşamağa ve ilerlemeğe hakkı olduğunu teslim eden bir zihniyetle, bütün milletlerin birlikte çalışmaları yolunun bulunmasında gö­rüyoruz (Alkışlar).
    ('YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ')
            Muhterem millet vekilleri!
      Bütün milletlerin güçlükle göğüs germeğe uğ­raştığı zorluklar içinde milletimiz büyük canlılık, Hükümetimiz yüksek isabet göstermektedir (Alkışlar).
  Komşularımızla ve bütün milletlerle münasebetlerimiz ciddî, samimî sulh ve emniyet fikrine müstenit olarak inkişaf etmektedir (Alkışlar).
(Dünya barışının en önemli girdisinin, dürüstlük ve samimi dostluk ilişkiler  kurmasından geçtiği yine vurgulanmış olup, bütün dünya Uluslarının kendi Ulusal var oluşunu, yaşam hakkını gözetmeye bir birinin yurtları üzerinde yaşam hakkına saygıyla riayet etmeye ne denli ihtiyaç ve önemli olduğunun belirtildiği ortadadır.)
   Dostlar arasında, dürüst bir vaziyetin muhafazası bizim, daima çok ehemmiyet verdiğimiz bir esastır (Alkışlar).    
MUVAKKAT REÎS — Ekseriyet vardır efendim. Reisi Cumhur Hasretleri nutuklarını irat buyuracaklardır.  
    (VİDEO da geçen bölüm bu bölümden itibaren kayıta alınmıştır .Dikkatle dinlemenizi ve okumanızı öneririm . Daha önce de sosyal medyada da belirttiğim gibi 'KEMAL ATATÜRK göklerde KARTAL yerde ise bir BOZKURT' niteliğindedir. Keskin zekası ve güçlü sezgileri ile dünyanın yegane barış ÖNDER'dir. Barışçıllığı yanında dikkati tedbiri her daim esas kural olarak benimsemek zorunda olan programların varlığını önemli bulmuş, kuru kuru umut etmenin ve sadece tevekkülün atalet yaratacağını da belirtmiş oluyor.)
      Beynelmilel iktisat güçlüklerine karşı, halin icabına göre, müdafaa, muvazene, inkişaf tedbirlerini almaktayız. Karşısında bulunduğumuz her imkânı genişlik ve kolaylık yolunda tatbik etmeğe çalışıyoruz.
  Millî iktisadın ve paranın gösterdiği kudret ve istikrar; alınan tedbirlerin isabetine kanaat verecek mahiyettedir. Bütçenin vaziyeti, tahminlerin bu yıl tahakkuk edebileceğine kuvvetli umut vermektedir. Her halde muvazeneli bir bütçenin temini, gelecek yıla düşen kaygulanmızın, yine esası kalacaktır.
 (KAYGI ne güzel açmış başlığı yine; Psikoloji bilim dalı  da belli derecede ki, kaygının bünyeyi canlı ve dinamik tuttuğunu söyler. Başarılarımıza rağmen gelecek yılın bütçesini  yaparken  belli miktarda kaygıyı duymak,somut verilere yansımasını sağlamak esas kabul edilecektir.)
   Aziz arkadaşlar!
      Her zaman göz önünde bulundurduğumuz ana işlere, ara vermeden, devam etmeğe mecburuz.
    Demiryolu programının tatbikatına devam edeceğiz (Alkışlar).
     Ziraat sahasında ıslah müesseselerini tamamlayacağız.
      İhracat mallarımıza hariçte alıcı bulmak ve satışlarımızı genişletmek için, her tedbiri arayıp bulmak ehemmiyet verdiğimiz noktadır (Alkış­lar).
      Millî ihtiyaç ve menfaatlerimizin mübrem kıldığı sanayi şubelerinin bir an önce, tahakkuk ettirilmesine, hassasiyetle çalışıyoruz.  
(Emperyalizme karşı verilebilecek savaşta en güçlü silah, üretimde açık alan bırakılmamasıdır. Konunun ehemmiyeti ortada ve her türlü tedbir ve tedarikin yapılmasını hedeflemek  emperyalizmin hangi araçlar ile daima açık noktaları zafiyetleri kullanarak şiddetleneceğini ve tehditkar olabileceğini işaret vermektedir .)
      İçtimaî hastalıklar ile mücadele faaliyetini arttıracağız.
  (1.Dünya Savaşı sonrası ve Osmanlı'nın gerileme devrinde bozulan Halk sağlığı, uzun yıllar süren savaşlar ile neredeyse soy kırıma uğrayan Milletin  Memleket çapında yaygın sağlıksızlık ve bulaşıcı hastalık ile mücadelenin devam etmesi gerekliliği ! Bana 'Dokuz Umdenin' başlığını hatırlattı! İnhilal ve izmihlal altındayız. Bozulama, dağılma ve yok olma tehlikesi karşı karşıyayız!)   
        Millî kültürün her çığırda açılarak yükselmesini,
   Türk Cumhuriyetinin temel dileği olarak temin edeceğiz (Alkışlar).
     Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet teşkilâtımızın, dikkatli, alâkalı olmasını isteriz (Alkışlar).
(Neydi bu Türklüğün aslındaki güzellik ve zenginlik? Aslımız ile uğraşmayalı, unutalı epey zaman oldu! Çağdaşlığı özenti olarak yorumladığımızdan bu yana, siyasi ve ekonomik kölelik, kültürel köleliğe sirayet etti. Artık aslımıza ve kültürümüze göre davranmak bir yana, aslımıza uygun düşünemiyoruz bile! Oradan oraya sürülen kitlesel devinimler, akıl ve mantığın önüne geçmiş bilim ve bilimsel düşünebilme becerisini çok uzaklarda bırakmış, tepkisel dürtülerin altında savruluyoruz!)
   Muhterem arkadaşlar! Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan, ilerlemekte ve yükselmektedir (Alkışlar).
     Büyük Türk Milletinin, bu yoldaki hızını, her vasıta ile arttırmağa çalışmak, bizim, hepimizin en kutlu vazifemizdir. (Sürekli alkışlar arasında kürsüden indiler)
(TÜRK Milleti yolunu şaştı, yokuşlara sürüldü ATATÜRKÜM ! Kudretli ve dinamik Uluslar, tıpkı akarsular gibi çağlamak, akmak, yol almak zorundadırlar! Yüksek işlevli beyinlerde böyledir. Eğer kendilerini gerçekleştirme olanağı bulamazlarsa sapar, kirlenir, yosun tutarlar! Aslımıza dönmek umuduyla diyelim ! UMUT bizim kaynağımız ve KUTSALIMIZDIR!)
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!     
 Toplam olarak bakıldığında nasıl bir hesap verme ve sorumluluk duygusu içinde bir çalışma yürütüldüğü gözler önündedir.  Günümüzün pervasızlığı, ben yaptım oldu mantığından uzak HALK adına alınan yetkinin HAK gözetilerek kılı kırk yaran bir vekalet sorumluluğu içinde somutlaşmasının yanı sıra ÖNDERLİK niteliğinin gerektirdiği öngörülülük davranışları ile ne kadar hassas biçimde yoğrulduğunu görmemek mümkün değil!
  Bu konuşmada daha sonraları bir program olarak dikkat çeken CHP'si 1935 Programının tümüyle kâmile erdiğini görüyoruz. Günümüze uygulaması halinde, bütün yurdu kalkınma, iç barış ve dış barış içinde, istikbale ulaştıracak yegane program KAMALİZM, benim betimim ile ÖZGE YOL olarak bizi beklemektedir.

7 Kasım 2017 Salı

LAİKLİK, Kemalist, Uzman Öğretmen "MİNE BÜLBÜL"

LAİKLİK
Laiklik daha çok hukuki bir mefhumdur, bu mefhumun din adamları arasında din karşıtlığı gibi gösterilmektedir.
Modern devlette laiklik dinlerin yerini alarak, vatandaşlar için kabulü zorunlu bir inanç sisteminin de mevcut olamaması demek değildir.
Laikliğin hukuk bakımından ifade ettiği mana; devletin din işlerine müspet veya menfi bir şekilde yani lehte ve aleyhte müdahale etmemesi demektir.
Gerçek bir laiklikte din düşmanlığı değil, tarafsız bir davranış   mevcuttur. Laik devlette; devlet dini olmaz, olmamalıdır.
Laiklik; modern devleti belirten bir vasıftır, aynı zamanda laiklik uygar yaşayışın bir şartıdır.
Laik sistem, din ve dünyevi işleri otoriteden ayırmıştır. Laik Devlet vatandaşlarının dünyevi ve beşeri ihtiyaçları ile ilgilenen ve bunları karşılamaya çalışan devlettir.
Genel ve ortak anlamıyla laiklik dini ve dünyevi otoriteyi yekdiğerinden ayrılmamanın, din işlerinin ferdin hususi hayatı sayılarak, ferdin vicdanına terk edilmesi ve devletin dinler karşısında tarafsız kalarak din hürriyetini sağlaması diye açıklanır.
Babamın kitap aralarına aldığı bu  notlardan anlaşılacağı üzere laiklik bir ayrışmanın bir imtiyazlaşmanın sınıflaşmanın önüne geçerek toplumu sıkı sıkıya birbirine bağlayan ahlaki ve hukuki temellerde en büyük ortak payda ile modern çağdaş diğer uluslar ile işbirliğini kuvvetlendirecek düzenektedir. Kapalı dinsel, etnik temelli bir yapıyı ortadan kaldıracak şekilde EVRENSEL DEĞERLER içeren hayati önemde bir ilke olarak TÜRK DEVRİMİNE hayat veren, can veren KÖK bir ilkedir.
Kongreler gerçekleşirken ortak karar alınarak İslam'ın kendi içinde var olan laiklik ilkesi uygulanmış, ULUS DEVLET aşamasında ise bu değer, evrensel değerler ile bütünleşmiştir. T.Cumhuriyetine kapalı içe dönük eleştirilerinin ne kadar haksız ve mesnetsiz olduğu, sadece bu İlkeyi incelemekle bile mümkün  görülmektedir. Ve bu bir çeşit manevi cihad anlamı taşımaktadır.
İslam dini açısından baktığımızda durum yine bu kadar ulvi ve mükemmel nitelik taşımaktadır. Cihadların en güzeli zorlamadan, incitmeden bir İMRENME duygusu vererek gerçekleştirmek değil midir? İşte ATATÜRK önderliğinde yapılanan TÜRK DEVLETİ bu irfan dolu esaslar ile YURT ta BARIŞ CİHAN da BARIŞ diyerek cihadların en güzelini en hayırlısını mükemmel şekilde yasallaştırmıştır.
Bu düşünceler ile yaşayış biçimi aslında hepimizin gizli belleğinde, duygu hafızasında saklanmış beklemektedir! Yeter ki açık bir dimağ ve vicdan ile değerlendirilsin! DEVRİM İLKELERİNİ yanlış yormak anlamamak başka bir format üzerinden ve sadece açılan pencere kadarından  bakıldığında; elbette ki görüş darlığına düçar olmaktan kendinizi kurtarmanız mümkün olmayacaktır. Oysa İslam dini ilk emrinde oku, anla, öğren gibi emir sıfatlar ile hitap etmedi mi? ATATÜRKÜMÜZ ZAĞNOS PAŞA CAMİİ inde verdiği hutbede yine kutsal kitabımızın ve dinimizin yeryüzündeki akla mantığa en uygun en mükemmel DİN olduğunu özellikle EGE kıyılarındaki BALIKESİR ilinden İLAN etmedi mi?
'TÜRKÜN ULU' SU
ULU ÖNDER RUHUN ŞAD OLSUN!
'AÇTIĞIN YOLDA GÖSTERDİĞİN HEDEFE YÜRÜMEYE AND İÇTİK'

5 Temmuz 2017 Çarşamba

CUMHUR'UN CUMHURİYETİ

CUMHURUN CUMHURİYETİ
M. K. ATATÜRK 19 Mayısta  Samsun'a çıktığında Osmanlı zulmü altındaki Türk Halkı kendi içinde gizli bir CUMHURİYET  tohumu saklıyordu.
Havza da bu birbirine bağlı fedakâr vatan sevdalılarını gördü ve sonra Ankara'da bu kendi imkânları ile içinde Cumhuriyet saklayan yapıyı önce kitaplardan okumuştu Ankara'ya geldiğinde üstü küllenmiş ancak hala sıcak, hala kor ateşle için, için yanan yapıyla karşılaştığında umutlar yeşermeye başlamış güneş ufukta belirmeye başlamıştı.
Ahiler iç Anadolu da toprağın tohumu sakladığı gibi saklıyor uygun ışık ve su kaynağında yeşermeyi serpilmeyi büyümeyi bekliyordu. Osmanlının çürümüşlüğüne karşın yapılan gizli antlaşmalara  karşı,  Hürriyet ve İstiklal uğruna bir hiç olmayı göze alan Vatan Evlatlarından biri sadece biri olan,
Çanakkale  Kahramanı M. Kemal ile kanlanacak can  bulacaktı.
Cumhuriyeti halkın ta kendisi kurar. Cumhuriyet bir halkın yüreğinde gizli belleğinde Önderimizin deyimi ile dimağında yaşar. Cumhuriyet halkın kendinde yaşayışında duyularında karakterindedir.
Lider ancak öncülük eder güç verir, hız verir, derler, toparlar hedefe odaklanmasını sağlar, içindeki cevheri açığa çıkarır.
Biz el ele tutuşup birbirimizle dayanışamıyorsak hiç kimse bir çare bulunmasına olanak yoktur.
Parlattığınız isimler, ancak bizlerin fakrı zaruretinden fayda sağlar. Bu bugünkü düzenek siyasilerin hepsi için aynıdır.
Meral'i Ümit i Metin' i Ayşe'si Ali'si ve diğerleri, yenisi, eskisi.
Hepsi üç aşağı beş yukarı birbirinin aynısıdır.
İğfal edilmişte olsa elimizde İrfanla kurulmuş, kanla yazılmış;
Cumhuriyetimiz var.
Ve yapacağımız tek şey 'aslımıza dönmektir'.
Cıvık, derişik maddeler gibi 'O' olmadı 'Bu' 'Şu' olmadı 'Bu yerine;
Kenetlen bütünleş, kendin Varol.

1 Mayıs 2017 Pazartesi

1 MAYIS TEŞVİŞİ, Kemalist "Uzman" Öğretmen: MİNE BÜLBÜL

1 MAYIS  TEŞVİŞİ
KEMALİZM diğer doktrinlerden kökten farklıdır ve emperyalistler KEMALİZM i bizden iyi bildikleri halde bir doktrin olarak kabul etmezler. Oysa KEMALİZM yaşayan ve her gün kendi gerçeklerini dayatan uzaklaşıldıkça istikbali öldüren bilimsel, yerelden doğmasına karşın son derece evrensel temelleri olan  örgütsel sistemdir.
ATATÜRK'ümüzün hastalandığı günlerden başlayan Emperyallerin en ince detayına kadar analiz ettikleri, sonra da tike tike ayrıştırıp dosyalar halinde kendi paramızla önümüze koydukları normlardır. Bir tek farkla o da birleştirilemeyecek ve bir bütün haline getirmemizi engelleyecek düzen de, önümüze gelmesidir. Üstelik araçları da kendi ellerinde olmak kaydıyla.  Kemalizm in en büyük ayrıcalığı hiç bir şekilde sınıfsal bir ayırım içermemesidir. olanaklar çerçevesinde bulduğum bir gazete kupürü sunuyorum.
Toplum işçi memur vs diye  katmanlara bölümlere asla ayrılmaz, ayrılmamıştır. KEMALİZM de herkes mesleği içinde emekçi, üretici ve diğer meslek alanlarının da  tüketicisidir. Dolayısıyla bir örgü bütünleşme söz konusudur. Bu bütün sade toplumların işbölümü ve TÜRK TÖRESİ'nin de örgütlenme biçimidir. Türk'e ait olduğu kadar aynı zamanda da özgür ve kendi kaderini tayin etmeye hak kazanmış  bütün Milletlerinde evrenselleşmiş kuralıdır. İşbölümü beşeriyetin  gelişimini sağlamış adım adım daha iyi ve güzele doğru yol alarak günümüzdeki bilim ve sanatta erişebileceği noktaya gelmiştir. Daha ilerleyebilmek adına hala yol ve yön gösterici olmaya gayret eden Bilim ve Sanat İnsanları bu yüzden önce her zaman daha fazlayı arzu eden, yapılmayanları yapmaya çalışan görülmeyenlerle ilgilenen kişilerdir bu yönde emek harcarlar toplumun diğer bütünü ise onların bu ürettiklerinden faydalanarak öğrenerek üretimde nitelik ve niceliği artırır. Bir  fabrika çalışanının kendi çalıştığı bölümde daha iyi iş çıkarabilmesi için gerekli olan teknik öğrenme nasıl hayata geçer. Fabrikanın iyi üretim yapabilmesi için şimdiki durumda bir öğrenim şartı getirilir, en az lise mezunu, ilkokul mezunu gibi ancak işin getirdiği özel teknik bilgileri fabrikada hizmet içi eğitim olarak verebilirsiniz. Bu ihtiyaca göre bir eğitim olur .Memleketimizde sözünü ettiğimiz hizmet içi eğitimlerin de bir çoğunda esastan hatalar olmasını  görmezden gelerek, bir fabrika işçisi işe girdiği zamandan, emeklilik zamanına kadar aynı işte verimli çalışmaya yönelik olarak yapılandırılır ve hatta zorlanır. Hizmet etmeye belli bir noktada kalmaya neredeyse mecbur edilir. Bazı büyük firmaların veya AR-GE çalışmaları yüksek olanlar küçük detaylarda çalışanın katkı sunmasını onaylar prim ile ödüllendirir. Ancak o güzel tasarımları veya büyük icatlar ses getiren değişiklikler ancak bu konuda yüksek eğitim yapan AR-GE çalışanları tarafından yapılır. Böylelikle toplum sınıflara katmanlara otomatik olarak ayrılır. Oysa Kemalist Sistemde Sanat ve Bilim yine üretim mekanizmasının içinde yerini almış direk olarak üretimde kaliteyi ve miktarı artırmaya yönelik konumlandırılmıştır.örneğin Kozlu maden ocağının Bando takımı gibi. Şimdilerde Memleketimizde ise gazete köşelerinde eğitimleri olmadığı halde  icatlar tasarımlar yapan bir sürü ilginç yetenekli insana rastlarsınız. Bu insanlar gerçek Türk töresiyle büyümüş ve pratik ve gerçek araçlar üretmeyi başaran kişilerdir. Kemalizm'in gerçekliği de burada yatar. İçinden çıktığı toplumun yaşayış biçimi gerçekliği Kemalizm'in kuralları olmuş eğitim de üretim sisteminin içinde gerçek fırsatlar her an her yerde ulaşılabilir düzenekte yedirilmiştir. İş ne kadar küçük de olsa büyükte olsa çalışan her  fırsatta yükselebilir gösterebileceği ivme sürekli desteklenir. Sadece bir çiftçi anne babadan doğan kişi Ziraat Mühendisliğinin en yüksek kademelerine kadar eğitim alacak düzende tasarlanmıştır.Fırsatı her zaman  yanı başında bulur. Cumhuriyetin ilk on yılı bu düzende yürümüş, eksiklerine ve yoksulluğuna  rağmen dünyanın içine düştü ekonomik krizde bile büyük bir kalkınma hamlesi üretmiştir.
İşte biz de Kemalist  Sistem darp edildiğinden bu yana Avrupa'dan ihraç edilen SINIFSAL ÖRGÜTLENME biçimini servis eden,
kendi Milletimizin gerçeklerinden ilke ve felsefesinden uzaklaşmamızı sağlayan bizi köklerimizden toprağımızdan gerçek yaşam koşullarımızdan alıp sanal, gerçekçi olmayan bir dünya ya itmiştir. Bu gerçeklik duygusu ile dikte edilen sanal dünyada yıllardır gidip gelen gerçeği hiç bir yerde bulamayan kendinden ve kendi gerçeğinden habersiz vatandaşlar olarak yaşayışımızın sebeplerinden biride bu olmuştur.
1 Mayıs İşçi ve Emekçi olarak bayram edeceğimiz gün aslında kendi fermanımızı imzaladığımız gündür. Ve biz gerçeklerimizden uzaklaşmanın  bayramını yapıyoruz. KEMALİST SİTEMİN darp edilişinden bu yana meydanlarda birbirimize girip, birbirimizi yaralıyor gazlıyor jopluyor ve yok ediyoruz. Kemalizm'i ve sistemi çok iyi bilen ve ayrıştırıp ayrıştırıp dosyalar halinde bize geri satanlar  ''LOZAN da biz size demedik mi?'' diye ellerini oğuşturuyor olmalılar.
Ne yapmak gerek! o halde ne yapmalı? nasıl yapmalı?
Bu soruların cevabını Ulu önderimiz M. Kemal ATATÜRK  vermiş. Sadece bize doğru anlayabilmek ve doğru uygulayabilmek gibi bir sorumluluk düşüyor.
İlk önce kabul etmemiz gerekenin KEMALİZM den başka diğer doktrinlerin masa üstünde kağıtlarda yazıyla kalemle VAR EDİLDİĞİNİ kabul etmemiz gerektiğidir. Bu gün herkesin anlayabileceği ölçüde SAĞ yani kapitalist doktrinde, sol dediğimiz SOSYALİST doktrinde üretilmiştir.Yaşamsal gerçekliği yoktur insan doğasına uygun değildir. Bunu uygulama ile ilerleyişin sonuna gelindiğinde birbirine ne kadar benzediklerinden rahatça anlamak görmek mümkündür.Örneğin SOSYALİST doktrini benimseyen toplumda sanat eseri veren CENGİZ AYTMATOV dan işçi sınıfının yaşadığı sorunları kadınların maddi problemler yüzünden sevmedikleri kişiyle evlendiklerini satır aralarından seçmek ve bir sosyolojik tahlil yapmak hiç de zor değildir. Diğer sanat dallarından ve sanat eserlerinden de arandığında kolayca bulunacağı ortadadır. Kapitalist doktrinde durum belki de bir kat daha vahim daha acımasızdır ancak ikisinin de sonucu 3 aşağı beş yukarı aynıdır. Masa üzerinde kalem ve kağıtla yaratılan düzenlerin hepsi en nihayetinde EMPERYALİZM in hizmetkarı ve aracı olarak, dünyayı tek başına yönetmeye talip olanlar tarafından kullanılır. Cümleleri soyar iyice basitleştirirsek ister sağcı ister solcu olun hizmet ettiğiniz tek yer emperyalizmdir durum bu kadar açık ve nettir. Öyle ki çıkış noktası özgürlükler ülkesi diye nam yapmış ABD'nin  1886 da ki işçi hareketleri olmasına karşın bu gün geldiği nokta açık ve barizdir.
Meydanlara çıkıp işçi hakları diye yırtınan,dayak yiyen ölen  her kişi ve can aslında  sadece ATATÜRK'ümüzün nitelemesiyle teşviş edilmiş halktır,bu türlü gösteriler ve yürüyüşler pazarlık payından öteye gitmeyen nafile yaklaşımlardır. Biz meydanlarda harap oluruz işçiyi yapılandıran güya seçilen başkanlar ve patronlar pazarlığa girişir. Gerçek bir iyilik iyileşme onurlu bir yaşam hakkı getirmekten çok uzaktadır. Bu sanallığı rakamsal verilerle ortaya koymaya çalışırsak  gözümüze ilk  çocuk işçiliği çarpar.                  
Ülkemizde her yıl iki milyon çocuğumuz tarımsal alanda mevsimlik işçi, kentsel alanda çırak olarak yasa dışı son derece ağır koşullarda çalışıyor. 2012 de kayda geçen resmi verilere göre de 32 çocuğumuz yaşamını kaybetmiştir.
Üstelik Ulusal Egemenliğini Çocuklarına armağan eden bir Millet olmamıza karşın rakamlar korkunç seviyededir.          
Ve her geçen gün gelir dağılım homojenliğini kaybettiğinden çocuk işçi sayısında önemli artışlar yaşanmaktadır. Aşağıdaki gazete kupürü durumun ciddiyetini gözlerimizin önüne sermiştir.
Şubat 2014’de Halk haber tarafından yayınlanmış bir gazete kupürü
Sn Güngör Uras bir gazete haberinde ülkemizdeki çalışan sayısını 25,5 milyon olarak belirtmiş ve devamında işsizlik ve sendikalaşma oranlarını şöyle ifade etmiştir.
''Ülkemizde 25,5 milyon çalışan 2 milyon işsiz var. Çalışanların 8.2 milyonu kayıt dışı ve özel sektörde çalışıyor Kamuda çalışanların sayısı 3milyon 440 bin,bunların 2.8milyonu kadrolu kalanı sürekli veya geçici işçi statüsünde
Özel sektörde sendikalaşma olan işyerlerinde 12.2 milyon çalışan var bu işyerlerinde çalışanların yüzde 10.6'sı ,1.3 milyonu sendika üyesi Sendikaların bulunduğu kamu işyerlerinde sendikalaşma oranı yüzde 70 dolaylarında sendikalaşma olan kamu işyerlerinde  2.2 milyon çalışanın1.6 milyonu kamu sendikaları yesi .''
rakamsal verilerden görüldüğü üzere bu gömlek bize uymamaktadır . Ayrıca sendikaya bağlılığın getirdiği niteliksel faydayı ölçme ve değerlendirmeye alırsak ayazda kaldığımızı anlamak zor değildir.
Atatürk'ümüzün ölümünden bu yana emperyalizmin bizimle eski bir hesabı vardır. Bu hesabı inceden ve teferruatla devreye sokmuştur. İsyanlarımız ve haykırışlarımız teşviş edilerek giydirilen bu deli gömleği yırtılmaya parçalanmaya mahkumdur.Milletin feraseti  bunu eninde sonunda çözecektir.
KEMALİST'ler için;
1 MAYIS BAHAR BAYRAMIDIR
ve bu yazılar yerine, yürüyüşler gösteriler,yapılandırılmış sanal (teşvişli) nutuklar atanlar yerine, buralardan ün ve şan elde etmeye savaşanlar yerine, kendi yediğini içtiğini,giydiğini kendi üreten toplamda 'kendi kendine yeten' kişi ve aileler benden, bizden meydanlara çıkanlardan daha ANTİ-EMPERYALİST tir.
Töresince üreten güzel eller ve yürekler doğanın canlandığı üretime ve yeniden doğuşa geçtiği
'1 MAYIS BAHAR BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN'.